Suriye’de sekiz Alevi işçi silahlı saldırıda katledildi

30 Eylül Çarşamba akşamı Suriye’nin Humus vilayetinde, işten eve dönen mühendis ve işçileri taşıyan bir otobüse düzenlenen silahlı saldırıda sekiz kişi öldürüldü. Kurbanların, Humus’un batı kırsalındaki Fahel, Şeniye ve Mahfura köylerinden Arap Alevileri olduğu bildirildi.

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA ve AFP’ye göre saldırı, El-Matin şirketine ait araç Masyaf Köprüsü’nden geçerken gerçekleşti. Yaralılardan biri ertesi gün hayatını kaybetti. Saldırıyı üstlenen olmadı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre güvenlik görevlisi kılığındaki maskeli ve silahlı kişiler aracı durdurdu, yolcuların kimliklerini kontrol etti ve ardından ateş açtı. Kimlik kontrolünün ardından gelen infaz, saldırının mezhepçi bir nitelikte olduğuna işaret ediyor.

Katliam, Aralık 2024’te Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesiyle iktidara gelen El Kaide kökenli, Sünni İslamcı Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) lideri Ahmet eş-Şara rejimi altında Aleviler dahil azınlıklara yönelik şiddetin dinmediğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Maskeli bir savaşçı Suriye'nin surlarla çevrili eski şehri Şam'daki Emevi Camii'nin avlusunda El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir el-Şam'ın (HTŞ) bayrağını taşıyor. 10 Aralık 2024 [AP Photo/Hussein Malla]

Kurbanların köyü Fahel’in sakinleri bu terörü ilk kez yaşamıyor. 23 Ocak 2025’te yeni rejimin güvenlik güçlerinin yürüttüğü bir “tarama” operasyonunda köyde en az 16 kişi yargısız infaz edildi. Syrians for Truth and Justice’in (STJ) belgelediği kurbanlar arasında, rejimin “uzlaşma” sürecinden geçmiş eski askerler de vardı.

Rejim değişikliğinin ardından Alevileri hedef alan katliamlar, Mart 2025’te sahil bölgesinde doruğa ulaştı. Reuters’ın araştırması, 40 ayrı yerde 1.479 Alevi’nin katledildiğini ve emir komuta zincirinin Şam’daki rejimin önde gelen isimlerine kadar uzandığını ortaya koydu. BM Suriye Soruşturma Komisyonu da hükümete bağlı güçlerin saldırılarının yaygın ve sistematik olduğunu tespit etti. Katliamlara katılan güçler arasında, Ankara’nın yıllarca silahlandırdığı ve bugün yeni orduya entegre edilmiş olan Sultan Süleyman Şah ve Hamza tümenlerinin de bulunduğu öne sürüldü.

Rejim ise sorumluluğu birkaç “başıboş” unsura yüklemeye çalışıyor. Halep’te 17 Eylül’de açıklanan ilk kararlarda Esad yanlısı iki sanık idam ve müebbet hapis cezası alırken, hükümet güçlerinden yalnızca bir kişi 20 yıl hapse mahkûm edildi. Birkaç tetikçinin yargılanması, devlet aygıtı içinde katliamları örgütleyenlerin ya da bunlara göz yumanların aklanmasına hizmet ediyor.

Saldırılar bu arada sürdü. Aralık 2025’te Humus’ta Alevi nüfusun yoğun olduğu bir mahalledeki camide Cuma namazı sırasında patlayan bombalar en az sekiz kişiyi öldürdü. Ocak 2026’da ise El-Kindi Hastanesi’nden vardiya çıkışı evlerine dönen üç hastane çalışanı ve şoförleri kurşunlanarak öldürüldü.

Temmuz 2025’te Süveyda’da 1.000’den fazla Dürzi’nin katledilmesi, mezhepçi terörün ülkenin bütün azınlıklarını hedef aldığını göstermişti. İşe gitmek ve eve dönmek, Suriye’de emekçiler için bir ölüm tehlikesi anlamına geliyor.

1 Ekim 2026 tarihinde, Suriye’nin Humus kentinde iç savaş sırasında hasar gören bir binanın önünden iki adam motosikletle geçiyor. [AP Photo/Ghaith Alsayed]

Bu terörün sorumluluğu yalnızca Şam’daki İslamcı rejime ait değildir. ABD, Körfez monarşileri ve Türkiye’nin İslamcı milisleri silahlandırdığı ve finanse ettiği 13 yıllık rejim değişikliği savaşı, El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi’nden doğan HTŞ’yi iktidara taşıdı. Katliamlar, NATO güçlerinin ve bölgedeki müttefiklierinin yeni rejimi kucaklamasını yavaşlatmadı. Trump eski cihatçı lideri Kasım 2025’te Beyaz Saray’da ağırladı; Sezar Yasası kaldırıldı ve Washington eylül ayında Suriye’yi “terörü destekleyen devletler” listesinden çıkardı. Rejim değişikliği savaşının amacı da Suriye’yi ABD ve Körfez eksenine bağlamak, Rusya ve İran’ın nüfuzunu tasfiye etmek ve ülkeyi yabancı sermayeye açmaktı.

Yüz binlerce cana mal olan ve milyonlarca Suriyeli sığınmacı haline getiren bu gerici savaşı yıllarca “Suriye devrimi” ya da “Rojava devrimi” olarak alkışlayan sahte sol güçler de ortaya çıkan felaketin siyasi sorumluluğunu taşımaktadır. Bu orta sınıf çevreler, CIA ve Körfez monarşilerince silahlandırılan İslamcı milisleri “devrimciler” olarak sunarak emperyalist müdahaleye sol bir kılıf geçirdiler. Onlar, Suriye işçi sınıfının Esad rejimiyle hesaplaşma görevini emperyalist güçlere ve bölgesel müttefiklerine havale ederek Ortadoğu’daki yeniden paylaşım savaşının destekçileri oldular.

Bu tabloda Türkiye egemen sınıfının rolü özellikle önemlidir. Türkiye Suriye’de kurulan yeni rejimin başlıca bölgesel hamisi konumundadır. Ankara, Ağustos 2025’te Şam ile Suriye ordusunun eğitilip donatılmasını öngören bir anlaşma imzaladı. Bu süreçte Suriyeli Kürtler Şam’ın askeri saldırısının yanı sıra Washington’ın ve Ankara’nın basıncı ve hapisteki Kürdistan İşçi Partisi (PKK) lideri Abdullah Öcalan’ın tavsiyeleriyle yeni rejime tabi kılındı. Bu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin Suriye’deki etkisini daha da artırdı. Bu durum ayrıca güneydeki işgalini genişleten ve ülkedeki etkisini artıran İsrail ile Türkiye’yi açık bir çarpışma rotasına soktu.

Bu olaylar, ABD’nin Ortadoğu’da tam hakimiyetini kurmak için tırmanan emperyalist saldırganlığın ürünleridir. İsrail’in Gazze’deki soykırımı, Lübnan’ı istila etmesi, ABD-İsrail’in İran’a karşı saldırı savaşı, Yemen’deki Husilere yönelik saldırı ve Suriye’deki rejim değişikliği, tek bir savaşın parçalarını oluşturmaktadır.

Suriye halkı için bu savaşın bedeli yalnızca mezhepçi terörle sınırlı değil. Buna derinleşen bir toplumsal felaket eşlik ediyor. Suriye ekonomi bakanının tahminine göre ülkede işsizlik yüzde 60 düzeyinde, nüfusun yüzde 90’ından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Rejim, IMF ve Dünya Bankası reçeteleri doğrultusunda ekmek ve akaryakıt sübvansiyonlarını budadı ve kamu istihdamını üçte bir oranında azaltma planını açıkladı.

Bu sosyal saldırıların yanı sıra İran’a karşı savaşın tetiklediği petrol fiyatlarındaki artış bu yıl işçilerin, öğrencilerin, esnafın ve çiftçilerin katıldığı geniş bir protesto dalgasına yol açtı. Yalnızca haziranın ilk yarısında 41 gösteri düzenlendi. Humus ve Şam’da yerinden edilmeye karşı eylemler yapıldı, buğday fiyatlarına karşı başlayan çiftçi protestoları ülke geneline yayıldı.

Bu mücadeleler, Suriye’de ve uluslararası ölçekte emperyalist savaşa karşı ve sosyal ve demokratik haklar uğruna mücadelenin birbirinden ayrılamayacağını göstermektedir. Suriye’de ileriye giden yol, işçilerin mezhepsel, etnik ve dini ayrımları aşan sınıfsal bir temelde ve uluslararası sosyalist bir perspektifle birleşmelerinden geçmektedir.

Loading