Umut-Sen ve Bağımsız Maden-İş sendikası lideri Başaran Aksu’nun 9 Nisan Perşembe günü tutuklanması İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Artvin, Tekirdağ, Bolu, Antalya ve Eskişehir dahil ülke genelinde protesto edildi. Aksu’nun tutuklanmasını kınayan Bağımsız Maden-İş hukuk biriminden Doğukan Akan da cumartesi günü hukuksuzca tutuklandı.
16 Mart’ta bağımsız tekstil sendikası BİRTEK-SEN’in lideri Mehmet Türkmen yaptığı bir konuşmada kapitalist sınıfın hakimiyetini ve yargının siyasi karakterini teşhir ettiği için “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” bahanesiyle tutuklanmıştı. Aksu da Muğla’daki Akbelen Ormanı’nın Limak Holding tarafından cumhurbaşkanının “acele kamulaştırma” kararıyla talan edilmesine karşı mücadele eden köylü önderi Esra Işık’ın mart sonunda tutuklanmasını protesto ettiği ve bunun siyasi karakterini teşhir ettiği için aynı gerekçeyle tutuklandı.
Aksu ve Akan, pazar günü hem cezaevindeki kötü koşulları protesto etmek hem de pazartesi günü Eskişehir’den Ankara’ya yürüyüş başlatan Doruk Madencilik işçileriyle dayanışmak için açlık grevine başladılar. Madenciler ödenmemiş ücretlerinin ve alacaklarının ödenmesini, işten çıkarılanların geri alınmasını, madenin kamulaştırılmasını ve iş güvencesinin sağlanmasını talep ediyorlar.
Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal ve Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS), tüm işçi sınıfı tutsaklarının serbest bırakılmasını talep ediyor ve işçileri siyasi mahpusları savunmak üzere harekete geçmeye çağırıyor.

WSWS hem bu kampanyayı hem de ABD’deki Mack Trucks işçisi Will Lehman’ın “yetki tabana” sloganıyla Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) sendikası başkanlığına aday olmasını destekleyen birçok mesaj aldı.
Çanakkale’den bir emekli şunları yazdı:
Sırma Halı’da aylardır ücretleri ödenmeyen işçilerin eyleminde yaptığı konuşmada ne demişti, Mehmet Türkmen? İşçilerin haklarına çökerken ve/veya işyeri kazaları sonucu işçilerin ölümlerine neden olurken patronların tutuklanmadığını ama hakkını arayan bir işçinin coplandığını ve onu savunan sendikacının tutuklandığını söylemişti. Aynen de öyle olmuştu, konuşmasından sonra “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” için tutuklanmıştı, Mehmet Türkmen.
Peki, Başaran Aksu ne yaptı da tutuklandı? 31 Mart 2026’da X’e yaptığı yorumda; senelerdir Akbelen’de yapılan talana karşı büyük bir savaşım içinde olan Esra Işık’ın, ilgili holdingin patronu Nihat Özdemir’in baskısıyla tutuklandığını söyledi. Başaran’ın tutuklanma gerekçesi de aynıydı: Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek!
Her iki haksız tutuklamanın altında ortak bir korku var tabii: İşçilerin sendikal bürokrasiden bağımsız olarak örgütlenmeleri, bilinçli işçi hareketinin giderek genişlemesi korkutuyor devleti. Emperyalizmin fütursuzluğuna, işçilerin sosyal medyayı akıllıca kullanıp sadece ülke bazında değil dünya çapında da birleşerek yanıt vermesinden korku içinde holdingler.
Tutulama kararının ardından, “Türkiye, maalesef böyle bir ülke oldu,” dedi Başaran Aksu ve devam etti: “ama ne olursa olsun holdinglerin istediklerini yapmalarına izin vermeyeceğiz.” Evet, bizi üzenlere karşı dayanışma zamanı çoktan geldi. Tıpkı Migros’taki depo işçileri gibi ya da Polyak’taki kömür madencileri gibi…
Yeter! İşçi üzerindeki baskıya son! Her iki liderin de haksız tutuklanmalarını kınıyor, acil olarak serbest bırakılmalarını talep ediyorum. İşyerlerinde işçilerin ölümlerinden sorumlu olanlar ve işçilerine maaşlarını ödemeyenler derhal yargılanmalıdır!
İzmir’de özel sektörde çalışan bir eğitim emekçisi ise şunları belirtti:
Türkiye’deki tüm çalışma alanlarında sınıf mücadelesini yükseltmeyi gereken nesnel koşullar şekilleniyor. Metal işçilerinden inşaat işçilerine varana değin her alanda sosyal haklara, çalışma koşullarına ve ücretlere yönelik büyük bir saldırı dalgasına şahit oluyoruz. Türkiye’de neredeyse her gün gazeteciler, devrimci sendika önderleri ve başkaca muhalif isimler tutuklanıyor. Geçtiğimiz günlerde Başaran Aksu’nun tutuklanması bu saldırıların yeni bir örneğini oluşturdu. Ayrıca, bu saldırı dalgası iktidarın otoriter yapısıyla birlikte eğitim ve kültür sanat da dahil olmak üzere yaşamın her alanında kendisini gösteriyor.
Erdoğan hükümeti “Ülkeyi bir şirket gibi yöneteceğiz,” dedikten sonra eğitim sektöründe devasa bir özelleştirme zincirine tanık olduk. Özel okullar ve kurslar fahiş fiyatlarla işletmelerine devam ediyorlar ve işçi sınıfının çocukları fiziksel imkânlarını dahi tam anlamıyla sağlayamamış kamu okullarında eğitim almaya zorlanırken patronların çocukları eğitim emekçilerinin vahşice sömürüldüğü özel okullarda eğitim alıyor.
Yoldaşlar, biliyoruz ki sınıf mücadelesi ulusal sınırların üstündedir. Farklı ülkelerden işçilerin mücadeleleri birbirine kopmaz biçimde bağlıdır. Bu mücadeleyi öncü biçimde yürütecek taban komitelerinin önemini kavrayan Will Lehman yoldaşın adaylığı ve kampanyası günümüz koşullarında oldukça önemlidir.
Will Lehman yoldaşa ve tüm dünya işçilerine dayanışma duygularımı ifade etmek istiyorum. Biz kazanacağız!
Mersin’den işsiz bir genç şöyle yazdı: “Mehmet Türkmen’in, Başaran Aksu’nun ve Doğukan Akan’ın tutuklanması, işçilerin örgütlenmesine ve demokratik haklara yönelik bir saldırıdır. Onlar derhal serbest bırakılmalıdır. İşçilerin insani ücretler, iş güvenliği ve demokratik hakları için mücadele etme hakkına yönelik bu baskı son bulmalıdır. İşçi sınıfı olarak bu haksızlığa karşı dayanışmayı yükseltmeliyiz.”
Aynı genç, Will Lehman’a desteğini de şöyle ifade ediyordu: “Will Lehman’ın kampanyası, sendika bürokrasisini hedef alan ve kararları işçi tabanına veren önemli bir girişimdir. Bu kampanya, üretim merkezlerinde gerçek demokrasiyi ve uluslararası sınıf dayanışmasını savunmaktadır. İşçilerin haklarını savunmanın yolunun taban komitelerinden geçtiğini görüyoruz ve Lehman’ın programı bunu destekliyor.”
İstanbul’daki Maltepe Belediyesi’nde çalışan bir işçi şunları belirtti: “İşçi haklarını savunan bağımsız sendika yöneticilerinin, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen ile Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu'nun yalnızca bu duruşları nedeniyle hedef haline getirilmesi kabul edilemez. Bu durum, emeğin değil sermayenin çıkarlarının korunmaya çalışıldığını açıkça gösteriyor. Sendikaların bağımsızlığı ve emek mücadelesinin itibarı için bu tür baskılara karşı dayanışmayı büyütmek şart. Haklarını savunanların susturulmasına karşı durmak, sadece bir kişi için değil, tüm emekçiler için ortak bir sorumluluktur.”
Bir sosyal bilimler akademisyeni şunları yazdı:
Mehmet Türkmen’in, BİRTEK-SEN Genel Başkanı olarak tutuklanmasına karşıyım. Bu tutuklama, işçi haklarının savunulması ve sendikal faaliyetlerin özgürce yürütülmesi açısından ciddi bir ihlale işaret etmektedir. İşçilerin haklarını savunan bir sendika liderinin bu şekilde hedef alınması, yalnızca bireysel bir mağduriyet değil, aynı zamanda örgütlenme özgürlüğüne ve demokratik haklara yönelik bir baskıdır. Haksız tutuklamalara karşı durmak, adaletin ve emek mücadelesinin temel bir parçasıdır. Bu nedenle, Mehmet Türkmen’in serbest bırakılması ve sürecin adil, şeffaf ve hukuka uygun şekilde ilerlemesi gerektiğini düşünüyorum.
Başaran Aksu’nun, Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü olarak yaptığı bir açıklama nedeniyle tutuklanmasına karşıyım. Bu durum, işçi haklarını savunanların susturulmasına yönelik ciddi bir baskı olarak görülmelidir. Aynı zamanda Bağımsız Maden İş bünyesinde örgütlenme çalışmaları yürüten bir emekçinin bu şekilde hedef alınması, yalnızca bireysel bir hak ihlali değil, işçilerin örgütlenme özgürlüğüne yönelik açık bir müdahaledir.
Haksız tutuklamalar, emeğin kolektif gücünü zayıflatmayı amaçlar ve demokratik hakların sınırlandırılması anlamına gelir. Bu nedenle Başaran Aksu’nun serbest bırakılması ve sürecin adil, şeffaf ve hukuka uygun şekilde yürütülmesi gerektiğine inanıyorum.
Aynı akademisyen, Lehman’ın kampanyasına desteğini şu sözlerle ifade etti:
Will Lehman’ın Birleşik Otomobil İşçileri Sendikası (UAW) başkanlığı adaylığını destekliyorum, çünkü bu adaylık işçileri karar alma sürecinin merkezine yeniden yerleştiriyor. Gücü sendika bürokrasisinden taban üyelere devretme çağrısı, daha fazla şeffaflık, hesap verebilirlik ve gerçek temsil için var olan gerçek bir ihtiyacı dile getiriyor. Pek çok işçinin liderlikten kopuk hissettiği bir dönemde, Lehman’ın kampanyası sadece UAW üyeleri için değil, dünyanın her yerindeki işçiler için de ferahlatıcı ve gerekli bir vizyon sunuyor.
İstanbul’dan bir yüksek lisans öğrencisinin mesajı ise şöyleydi:
BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in işçi haklarını gözeten ve sermayenin çıkarlarına ters düşen sözleri sebebiyle tutuklanması kabul edilemez. Mehmet Türkmen sermayenin aparatı olmadığı, işçi direnişinin yanında duran, işçilerin haklarını savunan bağımsız bir sendika başkanı olduğu için yaşanan bu durum madalyonun diğer yüzünü göstermektedir. Türkmen’in ardından Limak’ın siparişiyle Bağımsız Maden İş ve Umut-Sen’den Başaran Aksu’nun da tutuklanması hak mücadelesine kilit vuran sermaye devlet işbirliğini bir kez daha açıkça gözler önüne sermiştir.
Hukuk sermayenin malı; işçiler de kölesi değildir! Mehmet Türkmen’e ve Başaran Aksu’ya özgürlük için tüm emekçileri desteğe çağırıyorum.
İşçilerin haklarını koruması gereken sendikaların sermaye savunuculuğu ve buna çanak tutan bürokrasiden arındırılması lazım. Sendika başkanlığının bir işçi temsilciye geçmesi bunun için iyi bir başlangıç! Yetkinin tabana geçmesi için verdiği mücadelede Will Lehman’ın yanındayız! Ve tüm emekçileri bu mücadeleyi örnek almaya ve desteklemeye davet ediyorum.
Adana’dan bir fabrika işçisi, içeride “demokratikleşme” iddialarıyla beraber artan siyasi baskı ile İran’a karşı emperyalist savaş arasındaki bağa dikkat çekerek şöyle yazdı:
BİRTEK-SEN’in genel başkanı Mehmet Türkmen, Bağımsız Maden-İş hukuk biriminden Doğukan Akan ve Umut-Sen örgütlenme koordinatörü Başaran Aksu’nun tutuklanması hükümetin bir diktatörlük inşası ve işçi sınıfından genel muhalefeti bastırma yöneliminin parçasıdır. Demokratik haklara yönelik saldırılar ve tutuklamalar Türkiye hükümeti ile Kürt milliyetçisi PKK arasındaki müzakerelerin ve barış söyleminin sahteliğini tüm çıplaklığıyla göstermektedir.
Türkiye, aynı zamanda ABD emperyalizminin İran’a karşı savaşının içine çekilmektedir. Ülkede ikinci bir NATO kolordusu kuruluyor ve hükümet, saldırgan taraf ABD emperyalizmi olmasına rağmen İran’ı kınayan Riyad Bildirisine imza attı. Anketler halkın %90’ından fazlasının bu savaşı haksız bir savaş olarak gördüğünü göstermektedir.
Halkın muhalefetine rağmen savaşa katılmak, artan toplumsal eşitsizlik ve kitleselleşen yoksulluğa karşı büyüyen sınıf mücadelesini bastırmak için Erdoğan hükümeti diktatörlük yönelimini ilerletmeye devam etmektedir.
Bütün işçiler ve gençler, Mehmet Türkmen, Başaran Aksu, Doğukan Akan ve diğer siyasi tutukluların serbest bırakılması için harekete geçmelidir. Ancak bu, burjuva siyasetine çağrılarda bulunarak ya da baskı yaparak gerçekleştirilemez. Harekete geçmesi gereken, nüfusun bütün ilerici unsurlarını arkasında toplayan işçi sınıfıdır.
Demokratik hakların savunusu mücadelesi, emperyalist savaşa karşı mücadele ve kapitalizme karşı sosyalist bir mücadele birbirinden bağımsız konular değildir.
ABD’de UAW sendikası başkanlığı için adaylığını koyan fabrika işçisi Will Lehman’ın kampanyası ileriye giden yolu göstermektedir. İşçi sınıfı taban komitelerini kurarak tabandan örgütlenmeli, bu mücadeleyi uluslararası ölçekte birleştirmelidir.
WSWS, tüm okurlarını bu kampanyayı desteklemeye ve işçi sınıfı tutsaklarıyla dayanışma mesajları göndererek serbest bırakılmalarını talep etmeye çağırıyor.
