Salı günü, üçüncü haftasına giren lise hareketinin üçüncü ulusal eylem gününde, Fransa genelinde yüz binlerce lise ve üniversite öğrencisi, öğretmen ve işçi yürüdü. İçişleri Bakanlığı’na göre yaklaşık 30 kentte 256.000 kişi gösteri yaparken, organizatörler bu sayıyı 450.000 olarak açıkladı. Öğrenciler; aşırı kalabalık ve harap durumdaki sınıfları, yerleri doldurulmayan öğretmenleri, yorucu ders programlarını ve Parcoursup üniversite seçme platformunu protesto ediyor. Başbakan Sébastien Lecornu, on milyarlarca avro askeriyeye akıtılırken 54 milyar avroluk kemer sıkma kesintisini dayatmaya devam ediyor.
Hareket hızla, Fransız gençliği ile Lecornu hükümeti ve görev süresinin sonuna yaklaşan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında bir hesaplaşmaya dönüşüyor. Öğleden sonra Lecornu, bu hafta tüm liselerde normal derslerin askıya alınacağını ve yerlerine “iç demokrasi” oturumlarının konacağını duyurdu. İspanya’da konut sorunuyla ilgili kitlesel protestoların yeni seçimlerin ilan edilmesine yol açmasının ardından hükümet, gençlik hareketinin daha da yayılıp Mayıs 1968’deki gibi işçi sınıfının genel grevine yol açmasını engellemeye uğraşıyor.
Organizatörlere göre Paris’te 100.000 kişi yürüdü; Marsilya ve Toulouse’da 30.000, Lille’de 25.000 ve Lyon’da ise 20.000 kişi sokaktaydı. Nantes, Strazburg, Mulhouse, Grenoble, Bordeaux, Rennes ve diğer kentlerde olduğu kadar Réunion ve Mayotte denizaşırı topraklarında da binlerce kişi yürüdü.
Eğitim Bakanlığı’na göre Fransa genelinde 891 okulda dersler tamamen veya kısmen askıya alındı; bunların 250’si Paris bölgesinde. Ulusal Lise Öğrencileri Birliği (USL), öğrenciler tarafından ablukaya alınan veya yetkililerce kapatılan lise sayısını yaklaşık 1.800 olarak açıkladı; Union étudiante ise Sorbonne ve ENS Paris-Saclay dahil 57 üniversite yerleşkesinin ablukaya alındığını bildirdi.
Eylem günü şiddetli bir polis baskısına tanık olundu. Paris’te yaklaşık 2.000 polis ve jandarma görevlendirildi. Daha sabah saatlerinde çevik kuvvet, Cours de Vincennes’de göstericileri dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullanmaya başladı ve yürüyüş, polisin göz yaşartıcı gaz ve ses bombası kullandığı Place de la Nation’da çatışmalarla sona erdi. Lille’de polis, yüzlerce öğrenciyi, veliyi ve sendika üyesini çembere aldı. 28 Eylül’den bu yana yetkililer, büyük çoğunluğu reşit olmayan 6.000’den fazla kişiyi gözaltına aldı ve 5.000’den fazlasını polis nezaretine aldı.
Pazartesi günü Lens’te 15 yaşındaki bir genç, Auguste Béhal Lisesi önünde üzerine polis bombası atılması sonucu elini kaybetti. Val-d’Oise’da 14 yaşındaki bir genç, savcıların lastik mermi (LBD) atışıyla “uyumlu” olarak nitelendirdiği yaralanmalarla bir gözünü kaybetti. Salı günü Metz savcıları, bir polis memurunun gözaltı sırasında yerde yatan bir kız öğrenciyi taciz ettiğini gösteren bir videonun ortaya çıkmasının ardından şüpheli hakkında cinsel saldırı soruşturması başlattı. Ulusal Meclis’te Lecornu, Jean-Luc Mélenchon’un popülist Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisini, şiddeti kendi “siyasi projesinin” bir parçası haline getirmekle suçladı.
WSWS muhabirleri, Paris’teki yürüyüşte gençler ve işçilerle röportaj yapmak üzere alana girdi.
Lise öğrencileriyle dayanışma amacıyla protestoya katılan üniversite öğrencisi Charlotte, polis baskısının boyutundan duyduğu öfkeyi şöyle dile getirdi: “Bunu kesinlikle kabul edilemez buluyorum. Çocukların dövülmesini nasıl normalleştirebileceğimizi anlamıyorum. Lise öğrencilerinin reşit olmadığını unutmamalıyız. Ama hükümetin işine geldiğinde yetişkin, işine geldiğinde çocuk muamelesi görüyorlar. Oysa reşit olmayanlar, daha hayatlarının başındayken, henüz yetişkin bile değilken, uzuvlarını kaybediyorlar.”
Charlotte, lise öğrencisi gençliği savunmak için işçi sınıfını hükümete karşı daha geniş çapta harekete geçirmenin gerektiği fikrine katıldığını vurguladı: “Buna katılıyorum... itfaiyeci sendikaları, işçiler, çiftçiler… Böylece herkes gerçekten bir araya geliyor; bu da tam olarak bu hükümete karşı birliği gösteriyor. Yalnız olmadığımızı gösteriyor. Aslında hepimiz gerçekte aynı şeye, yani kapitalist sisteme, liseye ayrılan fonların yetersizliğine ve bununla bağlantılı diğer nedenlere karşı çıkıyoruz.”
Nükleer sanayide çalışan ve Genel Emek Konfederasyonu’ndan (CGT) genç bir sendika delegesi olan Antoine, WSWS’ye şunları söyledi: “Son bir haftadır gelişen toplumsal harekette lise ve üniversite öğrencilerini desteklemek, desteğimizi sunmak, toplumsal hareketi ileri taşımaya ve ivme kazandırmaya çalışmak için buradayız.”
Antoine yürüyüşe aynı zamanda işçi sınıfı üzerindeki derinleşen toplumsal baskıyı protesto etmek için katılmıştı. Enerji işçilerinin kadro eksikliği ve zaman baskısından duyduğu endişeyi şöyle vurguladı: “Nükleer santrallerin güvenli olmasını sağlamak için iyi çalışma koşullarına sahip olmam gerekiyor. Ama bugün gördüğümüz her şey, bunların giderek kötüleştiği.”
Aynı zamanda LFI üyesi olan Antoine, gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçiminde Mélenchon’un seçilmesinin “işçilere biraz nefes alma alanı... biraz ek toplumsal kazanım getirebileceğini” umduğunu söyledikten sonra şunları ekledi: “Ama kendimizi kandırmamalıyız. Ayrıcalıklarını korumak için dişiyle tırnağıyla savaşacak bir sistemle karşı karşıya kalacağız. Dolayısıyla bu tür mücadelelerin devam etmesi gerekecek.”
WSWS muhabirleri, 2023’te Macron’un emeklilik kesintilerine karşı kitlesel grevlerin satılmasını örnek göstererek, işçilerin sendika bürokrasilerinden bağımsız olarak, hükümete karşı mücadeleyi geliştirebilecek eylem komiteleri içinde örgütlenmesi gerektiğini vurguladığında Antoine şöyle yanıt verdi: “Önderliği, sendika yönetimlerinin siyasi olarak önerdiklerini eleştirmekten kaçınmıyorum. Ve evet, gerçek şu ki, emeklilik kesintilerine karşı mücadelenin yenilgisinin sorumluluğu, bana göre, tüm sendikalar ittifakına aittir.”
WSWS muhabirleri, gelecek yılki Fransa cumhurbaşkanlığı seçiminde aşırı sağcı bir cumhurbaşkanının seçilme ihtimalinde olduğu gibi, işçi sınıfının savaşın tırmanmasına ve faşist diktatörlük tehlikesine karşı daha geniş bir mücadele yürütmesi gerektiğini vurguladığında Antoine aynı fikirde olduğunu belirterek şunları söyledi:
Neo-liberal sistem sona yaklaşıyor, sınırlarına ulaşıyor; bugün insanlar yoksullaştırılıyor. Dolayısıyla bu hükümetin, bu politikanın destekçilerinin tutunabilmesinin tek yolu, baskıcı politikalara, otoriterliğe ve de aşırı sağ tarafına yönelmektir. Bu daha önce de oldu, tarih tekerrür ediyor. Açıkçası, gelecekte aşırı sağ iktidara gelirse, işçiler, yabancılar ve Fransa’daki ırksal azınlıklar için bu bir felaket olur. İlk saldırıya uğrayacaklar onlar olacak; aşırı sağ ideolojinin doğası budur.
WSWS ayrıca, lise öğrencileriyle dayanışma amacıyla protestoya gelen iki ortaokul öğrencisi Kim ve Aline ile de konuştu. Kim, “Sorun tam olarak şu: sesimizi bastırmaya, böylece yapılması gerekenleri kimsenin duymamasını sağlamaya çalışan bir tür sansür var,” dedi. Aline ise şunları ekledi: “Çevik kuvvetin, reşit olmayan gençleri ve çocukları dövmeye cüret etmesi son derece ciddi bir durum. Bu protestoda mücadele ettiğimiz şeylerden biri de bu.”
WSWS, İran, Gazze ve Ukrayna’daki NATO-Rusya savaşında olduğu gibi savaşın küresel tırmanışına işaret ettiğinde Kim şunları söyledi: “Bence savaş daha da tırmanabilir ve tüm Avrupa’ya yayılabilir. Ve aşırı sağ bunların hiçbirini daha iyi hale getirmeyecek.”
WSWS, İspanya’da konut sorunu üzerine kitlesel protestolar, Portekiz’de kamu sektörü grevleri, Belçika’da lise protestoları ve Almanya’da zorunlu askerliğe karşı protestolar gibi Avrupa genelinde işçilerin ve gençlerin büyüyen uluslararası mücadelelerine işaret ettiğinde Kim, işçi sınıfının daha geniş bir seferberliğini desteklediğini söyleyerek şunları ifade etti:
Avrupa’nın büyük bir bölümünde bu kadar çok protesto olması, işçilerin, gençlerin, lise öğrencilerinin seslerini duyurmak için bir araya gelmesi, yine son derece önemli bir şey. Geçmişte gördük ki, sesimizi duyurmanın tek yolu hep birlikte bir araya gelmek. ... Dolayısıyla Belçika’da, Portekiz’de ve her yerde uğruna mücadele edilen talepleri tamamen destekliyoruz. Hâlâ ortaokul öğrencisi olmamıza rağmen burada olmamızın nedenlerinden biri de bu.
Ortaya çıkan şey, emperyalist savaşa, aşırı sağ gericiliğe ve toplumsal kemer sıkmaya ve eşitsizliğe karşı gençliğin ve işçi sınıfının uluslararası mücadelesidir. Bu hareket, mücadele içindeki işçiler ve gençler arasında, hareketi baltalamaya ve satmaya çalışan bürokrasilerden bağımsız, tabandan eylem komiteleriyle aşağıdan örgütlenmelidir. Bu komiteler bu hareketi ulusal sınırların ötesinde birleştirmelidir. Belirleyici mesele, bu hareketi uluslararası düzeyde birleştirmek, onu ulusal bürokrasilerin ve kapitalist politikacıların etkisinden kurtarmak ve kapitalizme karşı devrimci bir mücadele için sosyalist bir perspektifle donatmaktır.
7 Ekim 2026
