Pazar öğleden sonra, Sosyalist Eşitlik Partisi (SGP), Berlin Temsilciler Meclisi seçim kampanyası kapsamında Brandenburg Kapısı’nda “Ukrayna’daki savaşı durdurun! Bogdan Syrotiuk’a özgürlük!” sloganıyla bir miting düzenledi.
Başkentin siyasi merkezinin tam kalbinde gerçekleştirilen miting, Rusya’ya karşı yürütülen savaşın giderek tehlikeli boyutlara tırmanan seyrine karşı ve hapsedilen Ukraynalı sosyalist ve savaş karşıtı Bogdan Syrotiuk’un özgürlüğü için önemli bir mesaj verdi.
Miting, savaş politikasının keskin biçimde tırmandığı bir arka planda gerçekleşti. Alman hükümeti Rusya ile cepheleşmeyi giderek daha saldırgan biçimde ileriye taşımakta, Almanya’yı büyük ölçekte yeniden silahlandırmakta ve toplumun bütününü giderek artan ölçüde bir savaş düzenine sokmaktadır. Aynı zamanda demokratik haklar saldırı altına alınmakta ve yeniden silahlanmanın maliyeti emekçi halka yüklenmektedir.
Etkinliğin merkezinde 27 yaşındaki Bogdan Syrotiuk’un davası yer aldı. Syrotiuk, 10 Ağustos’ta Pervomaysk Şehir Bölge Mahkemesi tarafından “sıkıyönetim altında vatana ihanet” suçlamasıyla 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkûmiyet kararı, Syrotiuk’un Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS) için kaleme aldığı siyasi makalelere ve WSWS editörleriyle yaptığı yazışmalara dayandırılıyordu.
İlk konuşmacı, WSWS’nin Almanca sayfasının genel yayın yönetmeni Johannes Stern oldu. Stern, “Ukrayna’daki savaşı durdurun!” ve “Bogdan Syrotiuk’a özgürlük!” taleplerinin birbirinden ayrılmaz biçimde bağlantılı olduğunu açıkladı.
Stern, Bogdan’ın “casusluktan, sabotajdan ya da askeri sırları aktarmaktan mahkûm edilmediğini” belirtti. Mahkûmiyetinin asıl nedeni, savaşa sosyalist ve enternasyonalist bir perspektiften karşı çıkmasıydı.
Syrotiuk, “Ukrayna’yı Rusya’ya karşı yürüttükleri savaşın muharebe alanı olarak kullanan” NATO güçlerini kınadığı gibi Rusya’nın istilasını ve Putin rejimini de aynı şekilde kınamıştı. Ukrayna milliyetçiliğine ve Stepan Bandera ile diğer Nazi işbirlikçilerinin devlet eliyle yüceltilmesine karşı çıkmış; Ukraynalı ve Rus işçileri birbirlerini öldürmeye değil, kendi hükümetlerine ve oligarklarına karşı birleşmeye çağırmıştı.
Stern, savcılığın Bogdan’ın Rusya hükümetinin bir ajanı olduğuna dair hiçbir kanıt sunmadığına dikkat çekti. Buna rağmen mahkeme onu 15 yıl hapis cezasına çarptırdı ve hatta sosyalist gençlik örgütü Bolşevik-Leninistlerin Genç Muhafızları (BLGM) tarafından hazırlanan programların, broşürlerin ve el ilanlarının imha edilmesini emretti.
“Bir mahkeme sosyalist literatürün imha edilmesini emrediyor,” diyen Stern ekledi: “Bir genç siyasi makaleler yazdığı için cezalandırılıyor. Savaşa ve milliyetçiliğe muhalefeti vatana ihanet ilan ediyorlar. Bu adaletin tecellisi değil. Bu siyasi zulümdür.”
Stern, Syrotiuk’un davasının “bu savaşı meşrulaştırmak için yıllardır kullanılan tüm propagandayı paramparça ettiğini” söyledi. NATO, Ukrayna’da özgürlük ve demokrasiyi savunduğunu iddia ederken, seçimler askıya alınmış, sol muhalefet partileri yasaklanmış ve eleştirel medya susturulmuştur. WSWS’nin kendisi, Bogdan’ın tutuklanmasından yalnızca birkaç hafta sonra Ukrayna’da engellendi.
Stern ayrıca Alman medyasının suskunluğunu kınadı. Bir Rus mahkemesi genç bir savaş karşıtını siyasi makaleler nedeniyle 15 yıl hapse mahkûm etseydi, haber her gazetenin manşetinde olurdu. Bogdan hakkındaki sessizlik, onun davasının şu soruyu doğrudan gündeme getirmesinden kaynaklanmaktadır: “Alman hükümeti aslında nasıl bir rejimi finanse edip silahlandırıyor?”
Stern, Bogdan’ın maruz kaldığı zulmü, Ukrayna savaşının tırmanması ve Alman emperyalizminin tarihsel rolü bağlamına yerleştirdi. Sovyetler Birliği’nin çözülmesinden bu yana NATO sürekli doğuya doğru genişlemiş ve 2014’ten sonra Ukrayna’yı sistematik olarak Rusya’ya karşı bir askeri ileri karakol hâline getirmiştir. Putin’in Şubat 2022’deki gerici istilası, NATO’ya bu çatışmayı Rusya’ya karşı açık bir vekalet savaşına dönüştürmek için bir bahane sağladı; bu savaş, nükleer silaha sahip güçler arasında doğrudan bir çatışmaya giderek daha da yaklaşıyor.
Birinci Dünya Savaşı’nı ve Hitler’in Sovyetler Birliği’ne karşı yürüttüğü imha savaşını hatırlatan Stern şöyle dedi: “Modern tarihte üçüncü kez Alman emperyalizmi savaş hamlesini Rusya’ya yöneltiyor.”
Stern, bu politikanın bedelinin işçi sınıfına ödetildiğini belirterek devam etti. “Yeniden silahlanma ve sosyal kesintiler aynı politikanın iki yüzüdür.” “İşçi sınıfı savaşın bedelini iki kez ödeyecek: önce düşen ücretler, işten çıkarmalar ve sosyal altyapının yıkılması yoluyla — ve nihayetinde kendi canıyla.”
Bogdan’ın davasının önemi bu nedenle Ukrayna’nın çok ötesine uzanmaktadır: “Yurt dışındaki savaş, yurt içinde baskıyı gerektirir.” Bu dava aynı zamanda, “uluslararası bir kampanyanın gücünü” de ortaya koymaktadır ve bu kampanya şimdi kitlesel ölçekte genişletilmelidir.
İkinci konuşmacı, tarihçi ve SGP adayı Katja Rippert oldu. Rippert, Ukrayna’daki siyasi ve toplumsal gerçekliği daha ayrıntılı biçimde ele aldı ve bizzat mahkûmiyet kararına dayanarak, suç olarak nitelendirilenin tam da Bogdan’ın baskıya, zorla askere almaya ve faşist güçlerin yüceltilmesine yönelttiği eleştiriler olduğunu gösterdi.
Mahkeme, diğer suçlamaların yanı sıra, Bogdan’ı “Ukrayna’nın meşru biçimde seçilmiş siyasi liderliğini ve demokratik süreçleri tanımamak”, “Ukrayna vatandaşlarını faşistler ve Nazilerle karşılaştırmak” ve “ulusal kahramanları ve tarihî şahsiyetleri karalamak”la itham etmektedir. Bogdan’ın zorla askere almaya yönelik eleştirileri ve açıkça “komünist ideolojinin ve Troçkizm siyasi akımının propagandası” da aleyhine delil olarak gösterilmektedir.
Rippert, “Bu maddeler ne vatana ihaneti ne de herhangi bir cezai suçu kanıtlıyor,” diye açıkladı. “Her şeyden önce tek bir şeyi ortaya koyuyorlar: Bogdan gerçeği söyledi — ve bu gerçek zorla örtbas edilmek ve çarpıtılmak isteniyor.”
Rippert, Ukrayna’da demokratik hakların sistematik biçimde yok edilişini anlattı: muhalefet partileri yasaklanmış, seçimler askıya alınmış, grev hakkı kısıtlanmış ve medya hizaya getirilmiştir. Savaş karşıtları ve hükümeti eleştirenler devlet baskısına maruz kalmaktadır.
Rippert, “Bu bir demokrasi değil, devasa bir baskı aygıtına sahip bir diktatörlüktür” dedi.
Rippert, Ukrayna Milliyetçileri Örgütü (OUN) ve Ukrayna İsyan Ordusu (UPA) ile bu örgütlerin liderlerinin devlet eliyle itibarlarının iade edilmesini ayrıntılı biçimde ele aldı. Söz konusu liderler, Nazilerle işbirliği yapmış ve Yahudilere, Polonyalılara ve Ukraynalılara yönelik katliamlara katılmış kişilerdir. Bugün bu güçler ulusal kahraman olarak onurlandırılmaktadır. Bogdan, bu suçları makalelerinde belgelemiş ve devletin onları yüceltmesini kınamıştır.
Rippert ayrıca Ukrayna halkının savaşın arkasında tek vücut olduğu iddiasını reddetti. “Tekil, bütünleşmiş bir varlık olarak ‘Ukrayna’ ya da ‘Ukraynalılar’ diye bir şey yoktur. Gerçekte bu bir sınıf savaşıdır. Ukraynalı işçiler cephede ölmekte ve savaşın bedelini ödemekteyken, zenginler paralarıyla kurtulma yolu buluyor; rejimin oligarkları ve politikacıları ise pervasızca zenginleşmektedir.”
Rippert, zorla askere alma, firar ve giderek büyüyen askerlik karşıtı direnişten söz etti ve SGP üyelerinin miting öncesinde görüştüğü, kısa süre önce Berlin’e kaçmış 22 yaşındaki Ukraynalı işçi İlya’nın sözlerini aktardı.
İlya şöyle demişti: “Zelenskiy rejimine de Putin rejimine de tamamen karşıyız. Barıştan yanayız. Biz genç insanlarız. Hayatımıza devam etmek, dil öğrenmek ve çalışmak istiyoruz. Savaş bizim mesleğimiz değil.”
Rippert, Ukrayna rejiminin sosyalist bir perspektiften bu denli korkmasının ardında tam da savaşa ve zorla seferberliğe karşı giderek büyüyen muhalefetin yattığını açıkladı. Eğer mahkeme “komünist ideolojiyi ve Troçkizmi açıkça vatana ihanet olarak sınıflandırıyorsa, her işçi ve genç buna kulak kabartmalıdır.”
Rippert konuşmasını şu sözlerle bitirdi: “Troçkizmi suç ilan etmek mi istiyorlar?” “Biz Bogdan’ın Troçkist perspektifi ve tüm işçilerin birliği için — kökenlerine bakılmaksızın, dünyanın dört bir yanında — iki kat güçle mücadele edeceğiz!”
Son konuşmacı, SGP’nin Berlin Temsilciler Meclisi seçimlerindeki liste başı adayı Christoph Vandreier oldu. Vandreier, partinin Bogdan’ın özgürlüğünü bilinçli olarak seçim kampanyasının merkezine yerleştirdiğini açıkladı; çünkü “seçim kampanyasının tüm temel meseleleri Bogdan Syrotiuk’un davasında somutlaşmaktadır.”
Vandreier, “Bogdan’ın özgürlüğüne yönelik saldırı, hepimizin özgürlüğüne yönelik bir saldırıdır,” dedi. Ukrayna’da genç bir sosyalistin savaş karşıtı makaleler yazdığı için 15 yıl hapis cezasına çarptırılabilmesi, Almanya için de bir uyarıydı. Burada da gösteriler yasaklanmakta, savaş karşıtları suçlu ilan edilmekte ve SGP, Anayasayı Koruma Dairesi tarafından “sol aşırılıkçı” olarak yaftalanıp karalanmaktadır.
Bogdan’ın maruz kaldığı zulüm, Ukrayna savaşının gerçek karakterini de açığa çıkarmaktadır. Vandreier, “Ukrayna savaşı kesinlikle barış ve özgürlüğün savunulması adına yürütülmüyor,” dedi. Söz konusu olan, 80 yıl öncekiyle aynı ekonomik çıkarlardır.
Yeniden silahlanmaya milyarlar akıtılırken, işler yok edilmekte, sosyal harcamalar kısılmakta, zorunlu askerlik yeniden getirilmekte ve Bundeswehr subayları okullara gönderilerek “bütün bir nesil bir kez daha zenginler için cepheye sürülecek piyonlar hâline getirilmektedir.”
Vandreier, düzen partilerinin Almanya için Alternatif’e (AfD) karşı bir siper oluşturduğu iddiasını da reddetti. AfD “gökten düşmedi,” dedi; aksine “tüm siyasi düzenin sağa kayışının en keskin ifadesidir.”
“AfD’yi durdurmanın tek yolu, savaşın ve faşizmin kökeni olan kapitalizme karşı işçilerin uluslararası bir hareketini örgütlemekten geçer,” diye ilan etti.
Vandreier, Bogdan’a yönelik uluslararası desteğin giderek büyümesine rağmen Bundestag’daki partilerden tek bir temsilcinin bile onun özgürlüğü için açıkça sesini yükseltmemiş olmasını eleştirdi. Bu sessizlik, onların militarizme ve savaşa verdikleri desteğin bir ifadesidir.
Ancak belirleyici nokta şudur: Bogdan bizzat, savaşı durdurabilecek bir perspektif uğruna, yani “Rus ve Ukraynalı işçilerin ve tüm dünyadaki işçilerin savaş kışkırtıcılarına karşı birliği” uğruna mücadele etmektedir.
Bunu başarmak için, tüm kapitalist partilerden bağımsız ve enternasyonalist bir programa dayanan, işçi sınıfının yeni bir sosyalist partisi inşa edilmelidir.
Vandreier, “Bu parti, Sosyalist Eşitlik Partisi’dir,” diye ilan etti.
Orada bulunanları Bogdan’ın özgürlüğü için dilekçeyi imzalamaya, serbest bırakılması için yürütülen uluslararası kampanyayı desteklemeye ve SGP’nin Berlin seçim kampanyasını etkin biçimde ilerletmeye çağırdı.
Vandreier sözlerini, “Berlin seçimlerini savaş politikasına karşı bir başkaldırıya dönüştürün; SGP’ye oy verin!” çağrısıyla tamamladı.
Miting, tekrarlanan “Bogdan Syrotiuk’a özgürlük!” sloganlarıyla sona erdi.
Pariser Platz’daki tepki savaşa, yeniden silahlanmaya ve sosyal kesintilere karşı büyüyen muhalefeti gözler önüne serdi. SGP, bu muhalefeti Bogdan’ın özgürlüğü mücadelesiyle ve işçi sınıfının uluslararası sosyalist savaş karşıtı hareketinin inşasıyla birleştirmek için mücadele etmektedir.
