Perspektif

Trump’ın İran’a karşı “devasa” tırmanış planları üzerine tartışma: Suç dışında her şey tartışılıyor

ABD Merkez Komutanlığı tarafından yayınlanan videodan alınan bu görüntüde, ABD ordusu tarafından ateşlenen ve tek yönlü saldırı uçağı olarak da adlandırılan üç Corsair insansız yüzey aracının 12 Temmuz 2026'da İran'daki Bandar Abbas Deniz Üssü'nü vurması sonucu meydana gelen patlama görülüyor. [AP Photo/U.S. Central Command]

Pazar günü New York Times, gazetenin kıdemli Beyaz Saray ve ulusal güvenlik muhabiri David Sanger imzalı bir haber analizi yayınladı. Yazının başlığı “Trump, Dünyanın En Büyük Çekicini Elinde Tutsa da İran Savaşına Hapsolmuş Görünüyor” idi. Sanger’e göre Trump “kapana kısılmış görünüyor; başkanlığı, içinden çıkış yolu bulamadığı bir savaş tarafından adım adım tüketiliyor.”

ABD, art arda 13 gece süren bombardımanın ardından cuma günü saldırılarını durdurdu. Trump, İran’a “devasa” bir saldırı düzenleme tehdidinde bulundu ama bunu henüz hayata geçirmedi. Sanger’in sözleriyle, bunun nedeni şu olabilir: “asıl tereddüdü, savaşın ABD’nin füze önleyici stoklarını tüketmiş olmasından kaynaklanıyor olabilir.”

Sanger, New York Times’da geçirdiği kırk yılı aşkın süre boyunca gazetenin ABD askeri-istihbarat aygıtıyla başlıca irtibat noktası işlevini görmüştür. Onun analizi, savaşın bizzat devletin içinde nasıl görüldüğünün ve tartışıldığının bir ifadesi olması bakımından önemlidir.

Ancak asıl önemli olan, değinilmeyenlerdir. Analiz, savaşın yasallığı sorusunu düpedüz görmezden gelmektedir. Savaş, işlenmiş bir suç olarak değil, başarısızlığa uğramış bir politika olarak sunulmaktadır. Bu bakımdan yazı, Amerikan siyaset kurumu ve onun medyası içinde savaş üzerine yürütülen tartışmanın tamamını temsil etmektedir.

Uluslararası hukuk açısından, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaş, suç niteliğinde bir saldırı savaşıdır. Saldırı, 28 Şubat’ta, müzakere kisvesi altında başlatıldı. Hedef alınan ülke, ABD’ye ne saldırmış ne de onu tehdit etmişti; üstelik bunu yapacak kapasiteden de yoksundu.

İlk saldırılar, İran’ın devlet başkanı Ayetullah Ali Hamaney’i ve ülkenin askeri ve siyasi önderliğinin büyük bölümünü öldürdü. Trump 17 Haziran’da ateşkes mutabakatını imzaladığında, İranlı yetkililer, aralarında 376 çocuğun da bulunduğu en az 3.468 ölü raporlamıştı.

Nürnberg’deki Uluslararası Askeri Mahkeme, Üçüncü Reich’ın [Nazi Almanyası] önderlerinin idamına dayanak oluşturan kararında, bir saldırı savaşı başlatmayı şöyle tanımlamıştı: “içinde tüm birikmiş kötülüğü barındırması bakımından diğer savaş suçlarından yalnızca bu yönüyle ayrılan en üst uluslararası suç.”

Bu ölçüte göre —yani bizzat ABD’nin uluslararası hukuka geçirdiği ölçüte göre— İran’a yönelik savaş, suç niteliğinde bir girişimdir ve bu savaşı emreden, planlayan ve yürüten her yetkili bir savaş suçlusudur.

Yasallık meselesi bir şekilde gündeme geldiğinde ise, önemsiz bir sorunmuş gibi hızla geçiştirilmektedir. Cuma günü Oval Ofis’te bir muhabir Trump’a şu soruyu yöneltti: “Sivil elektrik santrallerini ve köprüleri havaya uçurmaktan söz ediyorsunuz. Uygar dünyanın büyük bölümü bunu bir savaş suçu olarak değerlendiriyor. Siz öyle değerlendiriyor musunuz?” Trump’ın yanıtı “Bu soruya yanıt vermeyeceğim” oldu.

Bu diyalog, savaşa ilişkin haberlerin içinde adeta gömüldü; ciddi ya da kayda değer sonucu olmayan bir mesele gibi ele alındı.

Bu tutum, savaşı çevreleyen suskunluk komplosuyla uyum içindedir. Vietnam Savaşı sırasında Amerikalı muhabirler cepheden haber geçiyordu. Bugün ise bu savaşı İran’ın içinden izleyen tek bir Amerikalı gazeteci yok. İran füzelerinin vurduğu üslere ait tek bir görüntü yayınlanmadı ve Pentagon bu hafta, Amerikalı ölü sayısını 18’den 14’e indirip kayıp rakamlarıyla oynarken yakalandı.

Yasallık sorusunu gündeme getirmek, yalnızca Trump’ı değil, tüm siyaset kurumunu itham etmek anlamına gelir. Amerikan emperyalizmi tepeden tırnağa suça bulanmış durumdadır ve başında, iktidardaki yeraltı dünyasını temsil eden gangster bir başkan bulunmaktadır. Ama Trump bir birey değildir; o, bir toplumsal sınıfın ve bir devlet aygıtının temsilcisidir.

Demokrat Parti, Trump’ın savaşı yürütme biçimine yönelik taktiksel muhalefetini bütünüyle savaşın yasadışı olduğu değil, etkisiz olduğu çerçevesine dayandırmaktadır. Geçtiğimiz hafta Senato’da savaş finansmanı tasarısına ilişkin oturumda Michigan Senatörü Gary Peters, Savunma Bakanı Pete Hegseth’e şöyle seslendi: “Bir stratejiniz yok. Bu savaşı gerçekten kazanmaya yönelik uzun vadeli bir planınız yok. Savaşı kazanın!”

İran’a yönelik saldırı, dahası, onlarca yıllık suçların ürünüdür. Bir hesaplamaya göre bir milyondan fazla insanın ölümüne yol açan yasadışı Irak işgali ve Amerikan finansmanı, silahları ve diplomatik korumasıyla 73.000’den fazla Filistinlinin öldürüldüğü Gazze soykırımı bu suçlar arasındadır.

Salı günü Trump, Kasım 2024’te Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında tutuklama emri çıkarılan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya gelecek. Trump, Netanyahu’nun “hiçbir şekilde, hiçbir yolla tutuklanmayacağını” ilan etmiş bulunuyor. Gazze soykırımının mimarı, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tutuklama emrinden kaçan bir firari, Beyaz Saray’da onur konuğu olarak ağırlanmaktadır.

Derinleşen kriz koşulları altında yönetim, nükleer silahların olası kullanımı da dahil olmak üzere çok daha büyük suçlar planlamaktadır.

Kıdemli gazeteci Seymour Hersh, 10 Haziran’da, Trump’ın, İran’ın yeraltındaki füze tesislerini nükleer silahlarla vurmanın “yapılabilir” olup olmadığını sorduğunu aktardı. Trump, ABD’nin İran’daki Kazma Dağı’na yönelik bir saldırı planladığını açıkladı; Economist ise pazar günü, İran’ın derin yeraltı tesislerinin “esasen nükleer olmayan silahlardan zarar görmeyeceğine” dikkat çekti.

İran savaşındaki tırmanış —ABD emperyalizminin küresel ölçekteki patlamasının bir parçası olarak— tüm insanlığı felaketle karşı karşıya bırakmaktadır. Trump yönetiminin yürüttüğü küresel savaş, siyaset kurumu içinde hiçbir kayda değer muhalefetle karşılaşmamaktadır. Zira siyaset kurumu, ABD emperyalizminin başlıca küresel rakipleri olan Rusya’yı ve Çin’i dize getirmek amacıyla Ortadoğu’yu boyunduruk altına alma hedefini temelden desteklemektedir.

Medyanın ve siyaset kurumunun tüm çabalarına karşın, yasallık sorusu ortadan kalkmayacaktır. İran’a karşı savaş bir suçtur; ancak mevcut düzenin hiçbir kurumu suçlulardan hesap sormayacaktır, çünkü bunların tamamı, bu savaşı üreten sistemin bir parçasıdır ve onu savunmaktadır.

Bu görev, emperyalist yağma sisteminde hiçbir çıkarı olmayan yegâne toplumsal güç ve savaşı sona erdirebilecek tek güç olan uluslararası işçi sınıfına düşmektedir. Savaşa karşı mücadele, işçi sınıfının toplumsal ve ekonomik haklarının savunusuyla ve eşitsizliğin, diktatörlüğün ve savaşın kaynağı olan kapitalist sisteme karşı mücadeleyle birleştirilmelidir.

Loading