Perspektif

Trump, ABD emperyalizminin İran’a karşı canice savaşında yeni aşamayı başlattı

Türkiye’nin Ankara kentinde düzenlenen NATO zirvesi kapsamında Bestepe Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen resmi karşılama töreninde, Başkan Donald Trump (sağda) Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile konuşuyor, 7 Temmuz 2026 Salı. [AP Photo/Francisco Seco]

ABD Başkanı Donald Trump, son günlerde İran’ın temel altyapısını yok edeceğine ve halkının üzerine ölüm ve yıkım yağdıracağına dair Hitlervari tehditler savurmasının ardından, Amerikan emperyalizminin yasa dışı saldırı savaşını yeniden başlattı.

Çarşamba günü Ankara’daki NATO zirvesi sırasında konuşan Trump, Washington ile Tahran arasında geçtiğimiz ay varılan 60 günlük ateşkesi fiilen tanımadığını söyleyerek, “Bana kalırsa ateşkes bitti,” dedi. Ardından ABD’nin çarşamba sabahının erken saatlerinde İran’a karşı başlattığı hava harekâtını sürdüreceği söyledi. Faşist diktatör bozuntusu başkan, “Bu gece onları çok sert vuracağız,” diye böbürlendi.

Bunlara, ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasının yeniden başlatılması ve İran’ın Basra Körfezi’ndeki başlıca petrol ihracat merkezi olan Harg Adası’nın “ele geçirilmesi” gibi bir dizi başka tehdit eşlik etti.

Washington, salı günü, ateşkesin temelini oluşturan Mutabakat Zaptı kapsamında Tahran’a tanımış olduğu petrol ihracatı yaptırımları “muafiyetini” iptal etti. Bundan saatler sonra ABD, İran’ın güneyinde 80’den fazla hedefe hava saldırıları düzenledi. İranlı yetkililere göre saldırılarda sekiz asker öldü.

Trump, çarşamba günkü açıklamalarında, kendine özgü gangster üslubuyla İran liderlerini aşağıladı. ABD’nin emperyalist savaş makinesinin başı sıfatıyla, savaşın başında İran’ın Dini Lideri Ayetullah Hamaney’i öldüren saldırı gibi infaz niteliğindeki hava saldırılarını emretme niyetini açıkça ortaya koydu. “Onlarla artık uğraşmak istemiyorum; onlar pislik. Onlar hasta insanlar,” diye söylendi.

Tahran ise ABD’nin Mutabakat Zaptı’nı ihlal ettiği uyarısında bulundu. İran Dışişleri Bakanlığının çarşamba günü yaptığı açıklamada, Amerika’nın “İran’a yönelik tekrarlanan yasa dışı saldırıları”nın, İran petrolüne yönelik yaptırımların yeniden devreye sokulmasının ve İsrail’in Lübnan’a yönelik süregiden saldırganlığının, ateşkes anlaşmasının “önemli ve temel bölümlerini etkisiz hale getirdiği” belirtildi.

İran, Pentagon’un salı gecesi düzenlediği saldırıya, Kuveyt ve Bahreyn’deki ABD askeri üslerine yönelik karşı saldırılarla yanıt verdi. Tahran ayrıca bölgedeki diğer petrol şeyhliklerini, ABD saldırganlığını kolaylaştırmayı sürdürmeleri halinde benzer şekilde hedef alınacakları konusunda uyardı.

Ateşkes, 17 Haziran’da Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından resmen imzalanmasından bu yana pamuk ipliğine bağlıydı.

ABD’nin füze stoklarının tükenmesine ve İran’ın bölge genelindeki ABD üslerine verdiği hasara ilişkin giderek daha fazla bilgi ortaya çıkmasına rağmen, Trump defalarca çatışmaları yeniden başlatma tehdidinde bulunmuştu.

Trump’ın, Savaş Bakanı Pete Hegseth’in ve diğer yardakçılarının ezici bir ABD “zaferi”ne ilişkin uzun açıklamalar dizisinin ardından gelen ateşkes, Washington açısından bir bozgun ve aşağılanma anlamına geliyordu. Trump yönetimi devasa bir şiddete başvurup büyük acıya yol açarken, ilan ettiği hedeflerin hiçbirine ulaşamadı. Bu hedefler; İran’da rejim değişikliği, nükleer programının ve balistik füze cephaneliğinin ortadan kaldırılması, Hizbullah’a ve diğer bölgesel müttefiklerine desteğe son verilmesi idi. Dahası İran, Hürmüz Boğazı üzerinde kısa sürede fiili bir denetim kurmayı başararak ABD müttefiklerine giden ve onlardan gelen enerji ile diğer ürünlerin ticaret yolunu kesti. Bizzat Trump’, ateşkesi gerekçelendirirken Büyük Buhran benzeri bir ekonomik felaket tehlikesinden bahsederek, ABD emperyalizminin yasa dışı ve kışkırtılmamış savaşının dünya ekonomisi üzerindeki yıkıcı etkisine değinmişti.

Ancak bundan yaklaşık üç hafta sonra Trump ve ABD oligarşisi, çatışmaları pervasızca yeniden başlattı. Bu, bölgeyi ve dünyayı çok daha büyük bir çatışmanın ve ekonomik bataklığın içine sürükleme tehdidi yaratıyor.

Bunu, sıradan İranlıların ABD emperyalizmine karşı sergilediği devasa halk muhalefetine rağmen yapıyorlar. 4 Temmuz’dan bu yana milyonlarca İranlı, altı gün sürecek cenaze törenlerine katılıyor. Bu törenler, ABD ile İsrail’in suç teşkil eden savaşlarını başlattıkları 28 Şubat’ta, liderliği hedef alan saldırıda öldürülen Ayetullah Hamaney ve aralarında 14 aylık torununun da bulunduğu aile üyeleri için düzenleniyor.

Batı medyasının bazı kesimleri bile cenaze törenlerine yönelik halk desteğini ve bu törenlere damgasını vuran belirgin kitlesel öfkeyi, meydan okuma halini ve gerçek acıyı kabul etmek zorunda kaldı. Törenler, sadece İslam Cumhuriyeti’nin kent ve kır yoksulları arasındaki mevcut geleneksel tabanını seferber etmekle kalmadı; İran’ın burjuva milliyetçi rejimine karşı köklü hoşnutsuzluklar besleyen geniş emekçi kesimleri de harekete geçirdi. Bu kesimler, İranlı işçilerin ve emekçilerin toplumsal ve demokratik özlemlerinin gerçekleştirilmesinin önündeki en büyük engelin emperyalizm olduğunun farkındalar. Onlar, iki büyük parti de dahil ABD siyaset kurumunun, İran’ı 1979 devriminden önce ABD’nin başa getirdiği Şah’ın kanlı yönetimi altında var olan türden bir yeni sömürge boyunduruğuna mahkûm etme çabasına amansızca karşılar.

Cenaze alayı çarşamba günü, tıpkı İran gibi onlarca yıllık ABD emperyalist saldırganlığının kurbanı olan Irak’a geçti. Bu saldırganlık, 2003’te “kitle imha silahları” hakkındaki yalanlar ağı eşliğinde başlatılan işgali de kapsıyor. Alay Irak’ta da ABD emperyalizmine ve onun İsrailli saldırı köpeğine yönelik kitlesel halk öfkesi gösterileriyle karşılandı.

Trump yönetiminin savaşçı saldırganlığı onun krizinin bir sonucudur. Bu kriz ABD emperyalizminin dünyadaki konumunun hızla gerileyişinden ve kapitalist toplumsal düzenin temel çelişkilerinden kaynaklanmaktadır. Yönetim, ülke içinde artan bir muhalefetle ve büyüyen bir siyasi radikalleşmeyle karşı karşıya. Bu durum, “Krallara Hayır” protestolarına kitlesel katılımda ve otomotiv yan sanayi işçilerinden eğitim, sağlık ve toplu taşıma emekçilerine kadar işçi sınıfının geniş kesimlerini kapsayan ülke çapındaki grev dalgasında ifadesini buluyor. Tabandan gelen bu büyüyen tehdit karşısında dehşete kapılan Trump, “komünizm” tehlikesi konusunda veryansın ediyor ve bir başkanlık diktatörlüğü dayatma yönündeki girişimini hızlandırıyor.

Sözde muhalefet partisi Demokratlara gelince, onlar işçi sınıfı muhalefetini denetim altına almak ve bastırmak için sendika bürokrasisiyle birlikte çalışıyorlar. Trump’ın politikalarına yönelik itirazları, büyük ölçüde ABD emperyalist dış politikasına ve stratejisine ilişkin sorunlar etrafında dönüyor. Bunun somut bir örneği, İran savaşına verdikleri yanıttır. Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri’nden (DSA) Kongre Üyesi Ocasio-Cortez de dahil olmak üzere tüm Demokrat Parti önderliği, savaşı haklı çıkarmak için kullanılan anlatıyı, yani tarihsel olarak ezilen bir ülke olan İran’ın saldırgan ve tehdit olduğu anlatısını destekledi. Eleştiride bulundukları ölçüde de bunlar, -yönetimin savaşın planlanmasında ve denetlenmesinde Kongre’ye rol vermemesi gibi- usule ilişkin meselelere ve Trump’ın savaşı beceriksizce yürütmesine yönelik eleştiriler oldu.

Demokratlar, Washington’ın savaş hedeflerinden hiçbirine ulaşamayan bir ateşkesi kabul ettiği için Trump’a saldırma konusunda askeri-güvenlik kurumlarının ve mali oligarşinin güçlü kesimleriyle birlikte saf tuttular. Kaliforniya Senatörü Adam Schiff ateşkesi “tam bir teslimiyet” olarak nitelerken, Connecticut’lı meslektaşı Chris Murphy ateşkesi “özünde İran’a teslim olma” olarak tanımladı.

Trump’ın İran’a yönelik savaşı yeniden başlatması, emperyalist güçlerin birbiriyle rekabet halindeki gündemlerinin damgasını vurduğu bir NATO zirvesinin arka planında gerçekleşti. Söz konusu olan, kaynakların, pazarların, üretim ağlarının ve stratejik toprakların denetimi uğruna gelişmekte olan küresel bir savaştır. Bu savaş, geçtiğimiz yüzyılın emperyalist dünya savaşlarına benzemektedir; ama çok daha büyük bir ölçekte ve çok daha ölümcül halde gelişmektedir.

Kanada’nın da katıldığı Avrupalı güçler, zirveyi Rusya’ya karşı savaşı tırmandırmak için kullandılar. Hızlanan yeniden silahlanma hamleleriyle ve Ukraynalı vekillerine nükleer silahlara sahip Rusya’nın derinliklerini vurma kapasitesi sağlamadaki rolleriyle övündüler. Trump ise onları ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşına fazla destek vermemekle suçladı; Grönland’ın Danimarka tarafından ABD’ye bırakılmasını talep etti; Ukrayna savaşını Amerika’nın NATO’daki “müttefikleri” pahasına sona erdirecek bir ABD-Rusya anlaşmasına verdiği desteği yineledi ve İspanya ile bütün ABD ticaretini kesme tehdidi savurdu.

Emperyalist güçler ve başında bulundukları kapitalist sistem, insanlığı uçuruma sürüklüyor. Onların yeniden silahlanmaya ve savaşa, kemer sıkmaya ve demokratik hakların ortadan kaldırılmasına dönük rakip yağmacı gündemlerine verilebilecek tek ilerici yanıt, uluslararası işçi sınıfının devrimci seferberliğidir. Dünya Sosyalist Web Sitesi, uzun süredir, küresel savaşı körükleyen küresel kapitalist krizin aynı zamanda sınıf çatışmasını yoğunlaştırdığını ve işçi sınıfının sosyalizm uğruna kitlesel bir hareketinin ortaya çıkması için nesnel koşulları yarattığını ısrarla açıklamaktadır.

Belirleyici mesele, işçi sınıfının büyüyen karşı saldırısını devrimci sosyalist bir program, strateji ve önderlikle siyasi olarak donatmaktır. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK) ve ona bağlı Sosyalist Eşitlik Partileri kendilerini bu göreve adamıştır.

Loading