Komünist Parti Marksist-Kenya (CPM-K) Merkez Komitesi, partinin genel sekreteri Booker Ngesa Omole’nin pazartesi günü Isiolo kasabasında Kenya Polis Teşkilatı tarafından şiddet kullanılarak kaçırıldığını bildirdi.
Parti, 24 Şubat’ta yaptığı açıklamada şunları yazdı: “Bu bir tutuklama değildi. Bu yasal bir gözaltı değildi. Bu bir kaçırılma olayıydı.” Omole “feci şekilde dövüldü. İşkence gördü. Ölümün eşiğine gelecek kadar acımasızca muamele gördü. Dişi kırıldı. Parmağı çakı ile kesildi.” Parti, saldırının ardından Omole’nin “Mlolongo Polis Karakolu’na atıldığını” belirtti. Bu karakol, yargısız kaçırma ve cinayet olaylarıyla ilişkilendirilen bir yerdir. Partinin bildirdiğine göre, Omole’nin telefon sinyali buradan tespit edildi.
Parti, 25 Şubat’ta Omole’nin Mlolongo Polis Karakolu’ndaki bir hücrede çekilmiş bir fotoğrafını yayınlayarak, onun yasa dışı olarak gözaltında tutulduğunu ve “polisin ona hiç kimsenin erişmesine izin vermediğini, avukatların, yoldaşlarının ve ailesinin bile” onunla görüşemediğini duyurdu.
Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), Omole’nin kaçırılmasını kınar ve Kenya rejiminin onu derhal serbest bırakmasını talep eder.
Omole’nin Devlet Başkanı William Ruto’nun “geniş tabanlı birlik” hükümeti tarafından hedef alındığı, kendisine ve diğer CPM-K üyelerine yönelik saldırıların tekrarlanan ve tırmanan niteliğinden açıkça anlaşılmaktadır. Söz konusu hükümet, Birleşik Demokratik İttifak (UDA) ile eski siyasi danışman Raila Odinga tarafından kurulan Turuncu Demokratik Hareket (ODM) arasında bir birlik hükümetidir. Omole bir yıl önce, partinin lider kadrosuna yönelik daha geniş çaplı bir sindirme ve baskı harekâtı çerçevesinde uğradığı suikast girişiminden sağ kurtulmuştu.
Suikast girişimi, CPM-K Ulusal Başkanı Mwaivu Kaluka’nın Kenya’nın en büyük ikinci şehri Mombasa’da, diğer iki parti üyesi ile birlikte sivil polisler tarafından kaçırılmaya çalışılmasından birkaç gün sonra yapılmıştı. Kaluka sonunda serbest bırakılsa da bu operasyon, kasım ayında düzenlenen ulusal kongrenin ardından CPM-K’ye yönelik baskıların başlamasından sadece birkaç hafta sonra gelmişti. O sırada Kaluka ve defalarca darp edilip 10 kez gözaltına alınan eski Ulusal Başkan Kinuthia Ndungu, Nairobi Merkez Polis Karakolu’nda alıkonulmuştu. Tutuklanma nedenleri açıklanmamıştı.
CPM-K’ya yönelik baskı, Ruto’nun 2022’de iktidara gelmesinden bu yana rejimin tırmanan şiddetinin bir parçasıdır. 2023’te, güvenlik güçleri en az 31 göstericiyi öldürdüler. Haziran 2024’te, Ruto’nun sert vergi artışları getirmeyi amaçlayan Uluslararası Para Fonu (IMF) Finans Yasası’na karşı Z Kuşağı’nın protestoları sırasında, polis 60’tan fazla kişiyi öldürdü. 2025’te, protestolarda en az 50 kişi öldürüldü ve yüzlerce kişi yaralandı.
Omole’nin kaçırılması, gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde muhalefet figürlerine yönelik baskı harekâtının tırmanışa geçtiği bir dönemde geldi. Birkaç hafta önce, polis Kitengela’da Turuncu Demokratik Hareket’in eski genel sekreteri Senatör Edwin Sifuna tarafından düzenlenen bir mitingi şiddetle dağıttı ve binlerce destekçiye göz yaşartıcı gaz ve gerçek mermi sıktı. 28 yaşındaki Vincent Ayomo, işten eve giderken yolda gözünden vuruldu ve 50 kişi daha yaralandı.
Baskı, aşırı toplumsal eşitsizlik ve artan ekonomik sıkıntıların ortasında giderek tırmanıyor. Oxfam raporları, en üst kesim servetine servet katarken Kenya nüfusunun neredeyse yarısının aşırı yoksulluk içinde yaşadığını ve yetersiz günlük gelirlerle hayatta kalmaya çalıştığını gösteriyor. Süper zenginlerin çok küçük bir kesimi, büyük servetler biriktirmiştir: En zengin 125 kişi, şu anda nüfusun yüzde 77’sinin, yani 42 milyondan fazla insanın sahip olduğundan daha fazla serveti kontrol etmektedir.
Bu arada, 2020’den bu yana ortalama reel ücretler yüzde 11 düştü, aynı dönemde gıda fiyatları yüzde 50 arttı ve ulaşım ve enerji için hane halkı harcamaları halen çok yüksek. IMF’nin dayattığı kemer sıkma ve borç geri ödeme politikalarının etkisiyle kamu hizmetleri kötüleşiyor ve milyonlarca insan sağlık, eğitim ve sosyal yardımların çökmesinden mağdur oluyor.
Sendika bürokrasisi de işçi sınıfına ve kırsal kesimdeki kitlelere yönelik bu saldırıya arka çıkıyor. Merkez Sendikalar Örgütü (COTU) Genel Sekreteri Francis Atwoli, geçtiğimiz günlerde işçilerin “onu [Ruto] desteklemesi ve gürültüyü görmezden gelmesi” gerektiğini belirterek, Ruto’yu Kenya’yı “birinci sınıf” sanayileşmiş bir ekonomiye dönüştürebilecek tek lider olarak övdü. Atwoli, rejimin kapitalist gündemini istihdam ve kalkınmaya giden yol olarak sunarak, “Bizi bu düzeye taşıyabilecek tek kişi William Ruto’dan başkası değildir,” diyordu.
Atwoli, 7 Temmuz 2025’te, güvenlik güçlerinin, Batı destekli Daniel Arap Moi rejimine karşı 1990’larda yapılan demokrasi yanlısı protestoları anmak için ülke çapında düzenlenen “Saba Saba” protestolarında çok sayıda protestocuyu silahla öldürdüğü katliamın ardından, Ruto’nun protestoculara yönelik şiddetini açıkça desteklemişti. Kanlı olaylardan birkaç gün sonra konuşan Atwoli, gençlere “gösterileri unutun, evde kalın, sessiz olun ve barış isteyin” talimatını vererek, protestoların “yatırımcıları korkuttuğunu” söyledi ve hükümete “kargaşayı bastırmak için sert önlemler” alması çağrısında bulundu.
Polis gerçek mermi kullanırken, kitlesel tutuklamalar yapıp insanları kaçırırken gençleri sokaklardan uzak durmaya çağıran sendika bürokrasisi, devletin baskısına siyasi destek sağlıyor. Sendika, kemer sıkma politikaları ve kurşunlarla karşı karşıya olan işçilerin ve gençlerin değil, kapitalist devletin ve onun “istikrar” ve “yatırımcı güveni sağlama” taleplerinin yanında olduğunu açıkça ortaya koydu.
Kenya hükümetinin CPM-K’ye yönelik saldırıları, insan kaçırma icraatları, keyfi tutuklamaları ve insanları acımasız diktatör Yoweri Museveni yönetimindeki komşu Uganda’ya teslim etmesi, halkın demokratik haklarına yönelik çok daha geniş çaplı saldırılara siyasi hazırlıktır. Bugün bir örgüte karşı denenmekte olan şeyler, yarın grev yapan işçilere, protesto eden gençlere ve kemer sıkma politikalarına direnen yoksullara karşı kullanılacaktır.
Toplumsal gerilimler yoğunlaşır ve egemen seçkinler servetlerini ve iktidarlarını korumak için saflarını sıklaştırırken, bu olaylar, kitlelerin karşı karşıya olduğu ciddi tehlikeleri ortaya koymaktadır.
Kenya’da açık baskıya yönelme, ABD’nin müstakbel diktatörü Donald Trump’ın yaptıklarıyla cesaretlendiriliyor. Binlerce silahlı ICE ajanı büyük şehir merkezlerine gönderilirken, ülke çapında gözaltı merkezleri inşa edildi ve 66.000 göçmen gözaltında tutuluyor. Bu, ABD tarihindeki en yüksek rakam. Bu baskılar sırasında iki Amerikalı protestocu öldürüldü.
Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve siyaset kurumu, Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisinden Rima Hassan’ın katıldığı bir etkinlikte yaşanan çatışmaların ardından Quentin Deranque adlı faşistin ölmesini, sol karşıtı gerici bir kampanya başlatmak için kullandı. Geniş bir siyasi cephe, neo-faşist Ulusal Birlik (RN) ve Sosyalist Parti’nin desteğiyle, muhalefeti suçlu ilan etmeye ve gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde otoriter bir dönüşüme zemin hazırlamaya çalışıyor. ABD’deki Charlie Kirk örneğinde olduğu gibi, bir faşistin ölümü, devletin baskı yetkilerini güçlendirmek ve aşırı sağcı güçleri meşrulaştırmak için bir silah olarak kullanılıyor.
Güney Afrika’da Afrika Ulusal Kongresi (ANC) hükümeti, düzeni sağlamak bahanesiyle kasabalara orduyu sevk ediyor. Geçen yıl seçimlerin ardından Tanzanya’da binlerce protestocunun ya öldürüldüğü ya da kaybolduğu bildirilmişti. Yine Uganda’da Cumhurbaşkanı Yoweri Museveni yönetiminde muhalefet güçlerine yönelik baskı sürüyor.
Bu gelişmeler, kapitalizmin küresel krizinin birer ifadesidir. Washington’dan Paris’e, Pretorya’dan Nairobi’ye, egemen seçkinler derinleşen eşitsizlik, kitlesel öfke ve siyasi istikrarsızlıkla karşı karşıyalar. Ortak tepkileri, polis devleti aygıtını güçlendirmek, aşırı sağcı güçleri desteklemek ve sosyal muhalefete yönelik şiddeti normalleştirmektir.
İşçiler ve gençler gerekli sonuçları çıkarmalıdır. Demokratik hakların savunulması mahkemelere, burjuvazinin muhalefet fraksiyonlarına veya sendika bürokrasisine emanet edilemez. Kitle toplantıları ve gösteriler düzenlenmeli ve işyerlerinde, protestocuları polis şiddetinden ve devlet güdümündeki çetelerden korumak için öz savunma komiteleri kurulmalıdır. Baskıya maruz kalanlar yalnız bırakılmamalı, kolektif olarak savunulmalıdır.
En önemlisi, işçi sınıfı fabrikalarda, mahallelerde ve okullarda kök salan ve uluslararası sosyalist bir perspektifin yol gösterdiği kendi bağımsız siyasi hareketini inşa etmelidir. Bu, kapitalist egemen sınıfa bağlı tüm partilerden ve sendika aygıtlarından kopmak ve emperyalist egemenlik, kemer sıkma politikaları ve devlet baskısına karşı mücadelede Afrika ve dünya genelindeki işçilerle birleşmek demektir. Demokratik haklar ancak işçi sınıfının sosyalist dönüşüm uğruna bilinçli bir şekilde seferber edilmesi yoluyla güvence altına alınabilir ve savunulabilir.
DEUK, CPM-K ile iyice belgelenmiş ve uzlaşmaz siyasi farklılıklara sahiptir ve bunlar Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde açıkça yayımlanmıştır. Fakat DEUK, örgütün genel sekreterine yönelik bu acımasız saldırıya kesin bir şekilde karşı çıkmakta, Omole’nin derhal serbest bırakılmasını talep etmekte ve CPM-K’ye yönelik tüm devlet tehditlerinin ve baskıların sona erdirilmesini talep etmektedir.
